English (United Kingdom)

Search

KAYIT DIŞI EKONOMİ KAYIT ALTINA ALINMALI

imageİŞAD Başkanı Metin Yalçın tasarruf tedbirler ile ekonominin düzeltilemeyeceğini söyledi.

KAYIT DIŞI EKONOMİ KAYIT ALTINA ALINMALI
Sadece tasarruf önlemi yetmez, hükümet kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almalı, bürokrasiyi azaltmalı, iş dünyasının önündeki en büyük engellerden bir tanesi olan bürokratik işlemlerdeki yükü ortadan kaldırmalı, kamu – özel ayırımını ortadan kaldıran bir sosyal güvenlik sistemini hayata geçirmeli.

İŞAD Başkanı Metin Yalçın, ekonominin sadece tasarruf tedbirleri ile düzelmesinin mümkün olmadığının altını çizerek, kayıt dışı ekonominin bir an önce kayıt altına alınarak ekonomiye kaynak yaratılmasının mevcut ekonomik sıkıntıların aşılması için en önemli konu olduğunu vurguladı.

İŞAD Başkanı Yalçın, vergi düzenlemelerine gidilmesi gerektiğine de işaret ederek, hükümetin mevcut durumun sürdürülebilir olmadığının bilincinde olduğunu anlattı ve hükümetin almaya çalıştığı önlemlere destek verdi.

Metin Yalçın, Ekonominin Sesine verdiği özel mülakatta sendikalara iş adamları ve hükümetle bir masa etrafında oturma ve uzlaşma çağrısı da yaptı.

İşte Yalçın’a sorulan sorular ve verdiği yanıtlar:
Soru: İŞAD ekonomiyi nasıl görüyor?

Metin YALÇIN: İŞAD ekonomiyi herzaman gördüğü gibi görüyor. Eleştirel gözle yaklaşıyoruz.Ekonomide yaşanan sorunları bundan önceki hükümetlerde olduğu gibi bu hükümete de aktarıyoruz.Sorunlar belli. Hükümetin birşeyler yapmaya çalıştığının farkındayız. Bunu görüyoruz ama eksik buluyoruz.

Soru: Eksik bulduklarını ne?

Metin YALÇIN: Bizce ekonominin en baştaki sorunu ülkedeki kayıt dışı ekonomidir. Şu anda hükümet bir takım önlemler almaya çalışıyor. Hükümet tasarruf tedbirlerini öne çıkararak bütçenin iki yakasını bir araya getirmeye çalıyor. Ama yanlızca tek başına tasarruf tedbirleri yeterli değildir. Niye yeterli değildir? Ne kadar tasarruf yapacaksınız! Örneğin hükümet işe kamu görevlilerinin kazanılmış haklarıyla işe başladı ya da daha doğrusu, bu hakların kazanılmış oldukları çok tartışılır ama, ya da buna kamu görevlilerine yıllarca onlar talep etmeden verilmiş olan haklar diyelim, oradan başladı ve fazla mesailere el attı. Bu konu çok önemliyidi.Fazla mesai konusu kontrolden çıkmıştı. Hükümet bunu normal sınırlar içerisine çekmeye çalıştı. Bu bir tasarruf tedbiri. Bir kaç trilyon hükümet bundan tasarruf edecek. Ama bu yeterli değil. Hükümetin bütçesinin neredeyse yüzde 70’i transfer harcamalarına, kamu maaşlarına gidiyor. Yani tasarrufla giderlerinizi, bütçe açıklarınızı karşılayamazsınız. Demek ki hükümet ne yapmalı? Kaynak yaratmalı..Kaynağı nereden bulacaksınız? Bu iş hep dış yardımla, eski alışkanlıklarla devam edemez. Hep Türkiye’nin bütçe açıklarını kapattığı hem ekonomik hem de siyasi olarak bağımlı bir ülke olmak istemiyorsak, kendi ayaklarımız üzerinde durmak mecburiyetindeyiz. Bunun için de ne yapmamız lazım? Kendi kaynağımızı kendimiz yaratmamız lazım. İşte kaynak kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasıyla sağlanabilir. Çok ciddi bir açık var orda. Bu açık kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alarak kapatılabilir. Bunun için de kayıt sistemini moderinize edecekler. Dünyada bu işler böyle yapılıyor. Kayıt dışı ekonomiye karşı hükümet ciddi bir kontrol mekanizması geliştirecek. Yani benim vergi, maliye memurum masanın arkasında oturmayacak, resen vergilerle başka türlü takdirlerle kayıt altındaki işadamlarının, insanların üzerine gitmek yerine, sokağa çıkacak, tek tek gezecek gelirleri kontrol edecek. Bu iş bütün dünyada böyle yapılıyor. Kuvvetli bir kayıt mekanizmasıyla artı kayıt altına almayı motive edecek bir takım önlemlerle bu işi yapamak lazım. Örnek, KDV iadesi mekanizması ekonominin kayıt altına alınması konusunda halk üzerinde motivasyan sağlayan uygulamalardan bir tanesiydi.
Doğru yöntemle yapılamadığı için, bu iş için ayrılan personel sayısı sonucu neredeyse getirdiği ile götürdüğü ayni noktaya geldiği için geçmiş hükümet zamanında kaldırıldı. Ama bunun yerine bir mekanizma oluşturulabilir. Halkı hizmet ve mal satın aldığı yerlerden fiş almaya, belgeli iş yapmaya hükümetin yönlendirmesi lazım.Birtakım mekanizmalar bulunabilir. Bunun dünyada örnekleri var. Bir örnek daha vereyim. En büyük vergi kaçağı, inşaat sektöründedir. Bunu müteahhit arkadaşlarla konuşurtken kendileri de kabul ediyorlar. Bunun da kayıt altına alınması lazım. Basit bir kayıt sistemiyle bu yapılabilir. Bugün inşaatı kim yaptırıyor? Bir mal sahibi var. Her mal sahibi inşaat için dosyasını açar öyle ruhsat alır. O dosyaya en son kontroller yapılıp iskana açılırken, benim devletim “getir bakalım defterini” der, nereden ne aldın, bu inşaata yaptığın harcamaların evraklarını göreyim. Mal sahibi böylece kayıt altına alınırsa, taşeronu da, malzeme satıcısı da, işçisi de kısacası tüm kesimler bu sektörde kayıt altına alınır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Soru: Reel sektörde bir de finans sıkıntısı var. Borçların yeniden yapılandırılması filan isteniyor. Bu konuya bakışınız nedir?

Metin YALÇIN: Finansmanla başlarsak, bir kere finansman maliyetlerimiz çok pahalı. Türkiye’de faizler yüzde 7-8’lere düşmüşken, benim ülkemde bir işadamları yüzde 28-29’larla bazı noktalarda 30’lara varan oranlarda borçlanmak, kredi alıp iş yapmak zorunda kalıyor. Bunun sebebi bir ülkede öncelikle gayrı menkulün, malın sermayeye çevrilebilmesi lazımdır. Bunun için de ne gerekiyor. Ekonomideki en önemli kurallardan bir tanesi gayri menkulün sermayenin temelini oluşturduğudur. Bu konuda yasal yönden birtakım sıkıntılarımız var. Ülkede Kıbrıs sorununun çözümlenmemesi nedeniyle elimizdeki gayrı menkullarin yasal durumundan başlıyor sıkıntı. Türk malı, Rum malı, tahsisten veya eşdeğerden şeklinde tanımlamalarla birkaç bölüme ayrılıyor. Burda bir sıkıntı var. Gayrımenkul yasal tabana oturmamış, teminat olarak bankalar tarafından kabul edilmiyor. Buna rağmen yapılacak birşeyler yok mu? Var tabii ki. Ülkemizde şube bankacılığı oldukça yaygın. Türkiye’den bir sürü bankanın burada şubesi var. Tabii bunlar daha büyük ve daha güvenilir bankalar oldukları için çok ciddi bir mevduat topluyorlar. Peki bunları ülkemize plase edebiliyor mu? Hayır.. Bizim ülkemizden toplanan halkımızın öz tasarrufları yurt dışına gönderiliyor. Ülkeye plase edilemiyor. Yani çok ciddi bir kan kayıbı var. Bunun önüne nasıl geçilebilir. Onu bankacılarla oturup konuşacaksınız. İktisatçı arkadaşlarla bunları konuştuğunuzda, bu konuların defalarca oturulup konuşulduğunu masaya yatırıldığını görürsünüz. Madde 1: Banka dağıtmış olduğu krediyi geriye nasıl alır? Onun için ciddi bir hukuk sistemi gerekir. Bir banka verdiği bir krediyi yıllarca, on yıllarca uğraşıp da geri alamıyorsa burada bir sorun var. Bu banka kredi verir ama, bunun risk payını da üzerine maliyet olarak yükleyip verir. Bütün bu riskler, geri dönmesiyle ilgili risk, teminat olarak aldığınızın gerçekten teminat mı değil mi konusu, bunlar hep risk payını artıran unsurlar. Tabii 2001’de biz burada Türkiye’ye bağlı olarak gelen çok ciddi bir bankalar krizi yaşadık. O dönemde yaşanmış olanlar tekrar etmesin diye çok sıkı bir bankacılık sistemimiz var. İşte munzam karşılıklarının çok yüksek olması, merkez bankasının getirmiş olduğu bir takım başka maliyet yükseltici önlemler de var. Çok düşük bir faiz vererek topluyorsunuz parayı ihtiyaç akçesi olarak merkez bankasında bunun üzerine binen maliyet de paranın üzerine binen maliyetlerden bir tanesi oluyor. Bunun gibi yasal zemin, bankacılık sistemindeki diğer sakatlıklar, teminatlardaki sıkıntılarımız, bunlar kredilerin maliyetlerini yükselten şeyler. Bunların hepsinin tek tek ele alınıp düzeltilmesi lazım. Bunların hepsini halledebilir miyiz? Sanmam. Öyle bir inancım. Ben ‘herşeyin babası, anası Kıbrıs sorunudur’ diyenlerden değilim. Ama Kıbrıs meselesi çok ciddi bir sorundur. Ülkemizdeki her konuda olduğu gibi finans dünyamızdaki sorunlara da birtakım rahatlamalar getirebilmesi için Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi şarttır.
Bir diğer sorun da benim finans dünyamın dünya finans sistemi ile entegre olmamasıdır. Bunun da sebebi yine siyasettir. Bugün bir Maliye Bakanımız var. Sorunlara gerçekten samimiyetle yaklaşan bir kişi. Bakan bizden biri gibi konuşuyor. Kendisini destekliyoruz..Faizlerin düşürülmesini söylüyor. Ama sadece çağrıyla paranın değeri, maliyeti düşürülemez.

Soru: Yabancı işgücü konusuna bakışınız ve asgari ücret uygulamaları konusunda ne diyeceksiniz?

Metin YALÇIN: İşgücü konusu iş hayatındaki en büyük engellerden bir tanesi. Hem iş gücü maliyeti, satın alınması hem de devletin emek üzerindeki politikası çok yanlış. Bir kere yasal olarak emek piyasası çok katı kurallara bağlanmış. Dışardan bir eleman getirip çalıştırmak istediğinizde bunun size çok ciddi bir maliyeti var. İki türlü maliyeti var. Bürokratik açıdan çok ciddi bir maliyeti var bir de mali açıdan çok ciddi bir maliyet yüklüyor iş dünyasının üzerine. Mali açıdan nasıl bir yük yüklüyor? Çalışma dairesinde çok ciddi bedeller ödüyorsunuz, bir sürü bürokratik illem var, işte çalışanınızı yurt dışına gönderiyorsunuz tekrar geri çağırıyorsunuz.Bunu bir tarafa bırakın devletimiz hala emeğin bedelini belirlemek gibi saçma sapan dünyada eşi benzeri görülmemiş, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yasayı uyguluyor. 2000’li yılların başına kadar ağır aksak da olsa hayattaki pahalılıkla paralel giden bir asgari ücret politikası vardı. 2000’li yılların başından sonra paranın bol bir şekilde geldiği, Türkiye’nin parayı bol olarak akıttığı dönemlerde, kriterler de değiştirildi, üzerinde siyasi olarak da oynandı. Siyasete bağlı olarak kriterler değiştirildi, birden bire baktık hayat pahalılığından bağımsız olarak ondan yüzde yirmi, yirmibeş daha yüksek asgari ücretler belirlenmeye başlandı. Nereye kadar geldi bu? Bugün dünyada asgari ücretin seviyesi, kişi başına düşen gayrı safhi milli hasılanın yüzde 30’u ile 50’si arasında bir değerdedir. Bu ne kadara karşılık geliyor. Bugün 15 bin dolarlara varan bir milli gelirimizden söz ediliyor. Bunu kriz nedeniyle, ekonomideki daralma nedeniyle gelin 12 bin dolara düşürdüğümüzü farz edelim. Demek ki ayda bin dolarlık bir gelir düşer bu ortalama rakamlarla.Bin doların yüzde 50’si 500 dolardır. Bizde asgari ücret bu gelirin yüzde 80’i oranındadır. Şu anda dolar 1.48 dolayında. 2001 Türkiye’de o anayasa kitapçığı uçtuğu günlerde 1.75 dolaylarına çıkmıştı. Bu rakamlara bakıldığı zaman benim asgari ücretim sürekli olarak zam görmüş artmış ve yüzde 80’e yaklaşmış durumda. Normalde bu rakam 500 dolar olması gerekirdi. Macaristan’da, Letonya’da Estonya’da, Bulgaristan’da, Polonya’da bugün asgari ücret kaç lira, bugün uygulanmakta olan bu sistemi savunanlar gidip bir baksınlar lütfen. Bundan çok daha düşük . Bunlar Avrupa Birliği ülkesi.. Biz neyiz? İşte böyle bir emek piyasamız var. Siz bu koşullar altında iş dünyası olarak güneyle rekabet edeceksiniz, kendi piyasanızda birşeyler yapmaya çalışacaksınız. Emeğin değeri kendi piyasasında belirlenmeli, serbest, liberal ekonomik piyasalarda bütün diğer değerlerde olduğu gibi.. Bu şu anlama gelmez. Sömürelim de en ucuza insanları çalıştıralım ve kar edelim. Böyle birşey de olamaz. Muhakkak bunun sosyal boyutu var, olmalı..Devlet ne yapmalı? İnsanlarımızın haksız bir şekilde sömürülmesinin önüne geçmeli. Bugün bizim ülkemizde bu tür bir sorun var mı? Ne yazık ki var. Ben işadamıyım, ama nice işadamları da biliyoruz ki, hakikaten emeği sömürüyorlar. Bu arada geçmiş hükümet zamanında yaşanan, boşa harcadığımız enerjilerimizden bir tanesi de o iş yerleri saatleriyle ilgili olan tartışmaydı. Hükümet o konuda karar alarak iş yerleri saatlerini serbest bırakması olumlu bir adım oldu. O tartışmanın yaşandığı dönemde bazı işyerlerinde denetimler yapıldığında hakikaten normal vardiyanın olmadığı, insanların olmayacak koşullarda, sosyal güvenlikleri olmadan çalıştırıldığını hepimiz görmüştük. İş dünyasının kuruluşları olarak o gün bunu kınamıştık bugün de kınıyoruz. Devlet koyduğu sistemi denetlemeli, insanların sömürülmesine engel olmalı.. Son olarak emek piyasasıyla ilgili olarak şunu söyleyeyim, asgari ücretle çalıştırabildiğiniz personel var mı acaba? Bir de bunu soralım. Asgari ücretin tanımını yapalım. Asgari ücret, Rahmetli Alpay Ali Riza’nın söylemiş olduğu bir laf vardır, “Asgari ücret demek” derdi, “iki eliyle bir gözünü çıkartamayan insana verilen ücret demektir” derdi.Tamamıyla vasıfsız, sokaktan çevirdiğiniz hiçbir şey bilmeyen insanın emeğinin değeridir asgari ücret. Eğitimli insanı siz asgari ücretle çalıştırabilir misiniz? Benim şirketimde asgari ücretle çalışan hiç kimse yok. Zaten eğitimli KKTC vatandaşını asgari ücretle çalıştıramazsınız. Onun için iş dünyası, çalışan örgütleri bir birimiz çok iyi anlamamız lazım. Birbirinmizi suçlamamamız lazım. Sanırım bu anlattıklarımla, karşılıklı otursak biz onlarla, birbirimizi iyi anlayabilsek bugün bu çatışma ortamı ortadan kalkar.

Soru: Hükümetle sendikalar arasındaki tartışmayı nasıl görüyorsunuz?

Metin YALÇIN: Bu konu yanlış zeminde gelişti. Hükümetin icraatlarını biz İŞAD olarak destekledik. Ama bu hiçbir zaman kuru kuruya ne olursa olsun tarzında bir destek olmadı. Doğru yapılıyorsa ‘Doğrudur’ dedik, eksikler varsa bunları ortaya koyduk. Keşke hükümet bu önlemleri almazdan önce bunu daha geniş bir platforma oturtabilseydi ve daha geniş bir platformda bunları tartıştıktan sonra, en azından bir masanın etrafında iş dünyasının, emeğin temsilcilerini bir araya gelip tabloyu hepimizin en iyi anlayabileceği bir şekilde konuyu tartıştırabilseydi daha iyi olacaktı.
Bugün ben hiçbir sendikacının bu düzenin sürdürülebilir olduğuna inandığını düşünmüyorum, ama bunu itiraf etmiyorlar. Bunun peşinde koşmuş oldukları, en azından kazanılmış dedikleri hakların kazanılmadığını kendileri de gayet iyi biliyorlar. Zaten net olarak baktığınızda hükümetin yapmaya çalıştığı ortaya koyduğu önerilere karşı çıkıldı, geçmiş hükümetin de geçiremediği bir yasa var. Kamu görevine bundan sonra başlayacak olanların kriterlerini, maaşlarını daha aşağıya çekmek.Ekonominin kaldırabileceği noktalarda kamu görevlilerini işe başlatmak. Bunu geçmiş hükümet başaramamıştı, bunu bu hükümet, “Ben meclisten geçireceğim” diyor. Buna karşı çıkıldı. Bu konuda hükümet haklı. Doğru yapmaya çalışıyor. Hükümet tasarrufa gitmek istedi. Neydi tasarrufa gitmek istediği.. İnanamazsınız ama bugün ben bir işadamı olarak bir tır malım geldiğinde eğer içinde birden fazla çeşit varsa mutlaka öğleden sonraya kalır ek mesaiye... Bu yanlış bir alışakanlıktı ve inanılmayacak boyutlardaydı. Tabii bu arada kamu görevlilerinin maaşlarının gazetelerde yayınlanması da doğru olmadı. Bu çatışmaya davet çıkardı. Bu tür yöntemlere başvurmadan oturabilirlerdi. Nitekim oturdular ve gördük ki bir birlerini anlıyorlar. Tıp İş oturdu hükümetle, hükümet açık açık “benim verebileceğim bu kadar var. Gelin bunu paylaşalım” dedi. Oturdular konuştular uzlaştılar. Yani kuru kuruya karşı çıkmak, çok yanlış sendikaların yapmış olduğu. Şimdi burada, bunları mı konuşmak lazım, yoksa çalışanların örgütlerinin yapmış olduğu gibi, işadamlarını suçlayarak onların sadece sömürmeyi bildiklerini iddia etmek mi? Bu doğru değildir.
Bakın biz onları suçlamıyoruz. Bir uzlaşı ortamını hükümetin de yaratabilmesi lazımdı. Sendikaların da bu masaya çatışma maksadıyla değil, uzlaşma amacıyla gelmeleri gerekirdi.

Soru: Hükümetten şu anda başta söylediğiniz ekonominin kayıt altına alınmasının dışında başka ne tür beklentileriniz var?

Metin YALÇIN: Hükümet de sendikalar da gelinen aşamada çatışmayla değil uzlaşarak bu işin devam etmesi gerektiğini anlamış durumdadır. Bir kere anlaşa anlaşa adım adım bir birlerine yaklaşabilmeleri lazım. Neler yapması lazım hükümetin? Sadece tasarruf önlemi yetmez, biraz önce de söylediğim gibi kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak gibi ülkenin, devletin gelirlerini ciddi oranda artırabilmesi lazımdır. Bürokrasiyi azaltması lazımdır. İş dünyasının önündeki en büyük engellerden bir tanesi bürokratik işlemlerdeki yüktür. Bu hem zaman olarak hem de maliyet olarak iş dünyası için büyük yük oluşturmaktadır. Kamu – özel ayırımını ortadan kaldıran bir sosyal güvenlik sistemi artık hayata geçmek mecburiyetinde. Geçen sefer, bundan evvelki hükümet doğru bir hareket yaparak tek güvenlik sistemini gündeme getirdi . Ancak tek güvenlik sistemi geleceği kurtaracak bir sistem değil. O günlerde yine sendikaların karşı çıkmasıyla, bu sistemle ilgili yasa geçti. Doğrusu o zaman yapılmadığı için Sosyal güvenlik sisteminde devamlı olarak artan bir kara delik var. Hiç hakkı olmadığı halde sosyal sigortalar kurumu bugün kendi gelirleriyle kendi giderlerini karşılaması gerekirken bunu yapacak durumda değil. Bu konunun, sosyal güvenlik sisteminin rayına oturtulması lazım. Vergi yasalarını düzeltmek mecburiyetindeyiz. Kayıt dışılığı teşvik eden vergi yasalarının düzeltilmesi lazım. Rekabeti önleyen iş gücü politikasının, emek piyasasının düzeltilmesi lazım. Asgari ücret konusundaki kriterlerin tamamıyla değiştirilmesi lazım. Ve ekonominin kaldırabileceği oranda gerçekten sosyal ayağı olan bir çalışma düzenini hayata geçirmemiz lazım. Şu anda hükümet evvelden yapılan yanlış istihdam politikasından vazgeçmiş görünüyor. Daha doğrusu, imkanlar elvermediği için şu anda yeni istihdam yapılmıyor. Şimdi, hükümetin önündeki en büyük sıkıntı budur. İstihdam sözü vererek iş başına gelinir ve bunun tam tersi yapılıyor. Ben şu anda eminin ki bu hükümetin en fazla başını ağrıtan konu istihdamlar konusudur.Burada da bir uzlaşı noktasına varılması lazımdır. Geriye dönülmeyecek birtakım değişimler yapabilirsiniz. Bunları bugün iş başına gelirken kriterleri belirlerseniz, hiç kimse sizi geriye dönmeye, eski hataları tekrarlamaya zorlayamaz. Hükümetin bunu yapması lazım yani, sadece darlıktan, Türkiye müsade etmedi, ek kaynak vermiyor diye değil, ülkemizin geleceği, çocuklarımızın geleceği için hükümetin bunları yapması lazı. Ama ben gerçekten bugünkü hükümetin bu durumun sürdürülemez olduğunun farkında olduğunu düşünüyorum. Çünkü kararlar o yönde alınıyor, uygulamalar o yönde yapılıyor. Ama yanlış da yapılmıyor mu? Yanlış yapıldığında da açık açık söylüyoruz. İŞAD hiçbir zaman icazetli bir kuruluş olmadı. Bu tutumumuzu da sonuna kadar sürdüreceğiz.