Çerkez: Ekonomik politikaların uygulanamasında zaman çok önemlidir.
İşadamı Günay Çerkez: Ekonomik politikaların uygulanamasında zaman çok önemlidir.
Hükümet sorunlara parça parça değil, bütünlüklü bir bakış açısı ile yaklaşmalı
İşadamı Günay Çerkez hükümetin ekonomik sorunlara bütünlüklü bir bakış açısı ile yaklaşarak üreteceği projelere sağlayacağı finansmanla çözüm araması gerektiğini söyledi.
Günay Çerkez, bunun için de Başbakanlıkta bir Ekonomik İstişare Kurulu oluşturulmasını istedi.
Çerkez Ekonominin Sesi’nin sorularını yanıtlarken, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin Güney Kıbrıs ve Türkiye Cumhuriyeti arasında sıkışıp kaldığına işaret etti.
Hükümetin uyguladığı ekonomik politikaların genelde doğru olduğunu belirten Günay Çerkez, ancak bu politikalarını daha hızlı bir şekilde hayata geçirmeleri gerektiğini vurguladı.
Çerkez “Şimdi, yapmaları gerekenleri ya da yapmak istediklerini ortaya koyduklarında gerçekten bunların ekonomik akla uygun, doğru şeyler olduklarını görüyoruz. Ancak zaman çok önemlidir. Şimdi doğru kararları zamanında alıp uygulamazsanız, zaman geçtikten, geç kaldıktan sonra bunları uygulamanız çok zor olur” diye konuştu.
Ekonominin Sesi’nin Günay Çerkez’e sorduğu sorular ve aldığı yanıtların tam metni şöyle:
Soru: Ekonomik durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günay Çerkez: Ekonomik sıkıntı bizim ülkemizde sürekli olan birşey, buna yabancı değiliz. Zaman zaman ekonomik sıkıntıları daha fazla hissettiğimiz oluyor, zaman zaman refaha kavuştuğumuz da. Ama 1974 Barış Harekatı’ndan bu yana değişik sebeplerden, değişik zamanlarda ekonomide sıkıntılar yaşanıyor. Ülkenin ekonomisinin kendi giderlerini karşılayamaması bunun tabii ki en önemli nedenlerinden biridir. Giderlerinizi gelirleriniz karşılamıyorsa mutlaka ekonomide sıkıntılar yaşarsınız. Bunun için bizde bugün yaşanan sıkıntılar yeni birşey değil. Global kriz ambargolar ve izolasyonlar altında olmamız nedeniyle bütün dünyada hissedildikten sonra bizde etkisi olmuştur. Biz zaten krizdeydik. Bizim ülkemizde diğer ülkelerdeki global krizi yaratan bankacılık ve finans sektöründeki sıkıntılar ve mortgage sistemi olmadığı için ilk etapta bu sıkıntıları hissetmedik. 2008 yılının ilk çeyreğinde başlayan, üçüncü ve dördüncü çeyreğinde çok ciddi anlamda yayılan global kriz bizi ilk etapta etkilemedi. Biz global krizi tsunamiye benzetirsek, biz bunun üçüncü ya da dördüncü dalgasından etkilendik. Şöyle ki bizim ülkemize gelen turist ya da öğrenci kendi ülkelerindeki etkilerinden dolayı bir yıl sonra buraya gelememe durumuna düştü. Dolayısıyla global krizin etkisini herkes bir yıl önce hissederken biz şimdi hissetmeye başladık. Biz, bu konuda ilk başta uyarılarda bulunduğumuzda o dönemin hükümeti buna inanmamıştı. Ancak şimdi ortaya çıkan veriler ve istatistikler bize göstermiştir ki ihracat ve ithalat rakamları, özellikle ithalat rakamları, %50 düşmüştür. İthalat rakamlarının zaten çok yüksek oluşu bize tüketici bir toplum olduğumuzu gösteriyor. Bunun da anlamı ekonomimizin çok güçlü olmadığıdır. Zaten bu biliniyordu, ihracatımız 60-65 milyon dolarken, ithalatımız 1.2-1.3 milyar dolar civarında. Şimdi küçük ve bizim pozisyonumuzda olan başka bir ülke yok dünyada. Dolayısıyla bizim ülkemizi başka ülkelerle kıyaslamaya kalkmak doğru değildir. Ancak bunun için burada şuna değinmekte yarar var; küçük bir ekonomi oluşumuz krizden çıkış için çok büyük efor sarfetme ya da çok büyük işler yapmamızı gerektirmiyor. Küçük işler yaparak krizin etkilerini azaltabiliriz ancak bunlarıda yapmakta geç kalıyoruz. Şimdi geldiğimiz aşamada krizin etkilerini azaltabilmek için atılması gereken adımları bir an önce atmalı, alınması gereken tedbirleri de hemen almalıyız. Bir de bu krizi pozitif yönde kullanarak daha önce normal diye kendimizin tanımladığı durumda yapamadığımız bir takım işlemleri bu krizi aşarken yaparak en azından krizden fayda sağlayabiliriz diye düşünüyorum.
Soru: Sizce ne yapmamız lazım?
Günay Çerkez: Ülkemiz ne kadar da küçük olsa yapılması gereken çok iş var. Ama bunları koordineli ve zamanlı yapmak önemlidir. Ancak bu şekilde yapılacak işlerin etkisini görebiliriz. Küçük küçük atılacak olan adımlar, bütünlüklü atılmadığı zaman arada kaybolup gidebilir. Bana göre E konomi ve Enerji Bakanlığı’nın liderliğinde bütün sektörleri etkileyen etkenleri dikkate alacak şekilde bütünlüklü bir çözüm modeli ortaya çıkarılmalıdır. Yokssa turizme dönük farklı teşvikler diğer sektörlere dönük farklı uygulamalar yaparak parça parça krizin etkilerini ortadan kaldırmak mümkün değildir. Önemli olan konuya bütünlüklü bir bakış açısıyla yaklaşılması ve uygulamaların buna göre yapılmasıdır. Biz özel sektör olarak Sayın Başbakanın seçim öncesinde ve sonrasında da tekrarladığı Başbakanlık bünyesinde ekonomik istişare ve koordinasyon kurulu oluşturulacağına dair açıklamalar bizleri heyecanlandırmıştı. Ancak şimdi görüyoruz ki bu da daha arzu edildiği şekilde yerine oturmadı. Bunun bazı sebepleri olabilir ama bütün bakanların ve hükümetin söylediği baktığımız zaman onlar birincil görevlerinin ekonomiyi rahatlatmak olduğunu söylediklerine göre hızlı hareket edilmesi lazım. Çünkü geçen her gün daha da dibe batmamız dolayısıyla düze çıkma koşullarını daha da zora sokmamız anlamına gelir yani krizi aşmanın maliyeti her geçen gün daha da artmaktadır, bunu unutmamamız lazım. Bizim beklentimiz, Başbakan’ın seçim öncesinde söylediği ekonomi istişare komitesinin kendi başkanlığında bir an önce oluşturulmasıdır. Buna benzer bir şey Ekonomi Bakanlığı’nda kurulmuştur ama Ekonomi Bakanlığı sadece ekonomi ile ilgili konulara bakmak üzerre yetkilendirilmiş bir bakanlıktır. Ama burada önemli olan ekonomiyi ilgilendiren tüm sektörlerle ilgili karar alıp uygulatabilecek bir mekanizmanın olmasıdır, bu konuda koordinasyonun sağlanabilmesidir. Bugün hayvancılık, tarım, süt üretimi gibi konular da ekonomiyi ilgilendiren konulardır ama bu konularda Ekonomi Bakanlığı söz sahibi değildir, Ekonomi Bakanlığı bunlara direkt olarak müdahale edemez. Bunun için Başbakanlığın altında oluşturulacak bir istişare komitesi diyoruz böylece ekonominin tümüne yönelik bütünlüklü kararlar üretilebilsin. Konular bütünlüklü olarak ancak böyle bir mekanizma altında ele alınabilir. Çünkü ekonominin içinde yer alan değişik sektörler bugünkü uygulamada farklı bakanlıklara bağlıdırlar. Başbakanlık bunları tek bir çatı altında, oluşturulacak bir istişare kurulu mekanizması içinde toparlayabilir. Bence krizi aşmada etkili bir şeyler yapabilmemiz için inancın, alınacak olan kararların hepsinin birden bir program çerçevesinde, hiç aksatılmadan uygulanmasıdır. Ancak bu şekilde bu krizden daha çabuk ve daha az zararla çıkabiliriz. Yoksa parça parça çözümler ya da küçük küçük adımlarla bir yere varılamaz. Bir de şuna bakmamız lazım, biz ekonomimizi ne kadar büyütmek ya da güçlendirmek isteriz. Buna da bir bakmamız lazımdır. Bakıyorumda masamızda, elimizin altında bu konuda herhangi bir plan yok. İki yıl, beş yıl, on yıl sonra ekonomimizi nerede görmek istediğimize dair bir çalışma yok. Bir ölçü sistemi ortaya koymalıyız ki performansımızı değerlendirebilelim. Şimdi başarıyı nasıl ölçebiliriz, böyle bir veri elimizde yok. Bir hedefimiz yok. Ekonomiyi nereye taşımak istediğimize dair ortada bir şey yok. Bu hedefleri koymadan yapacağımız herhangi bir icraatın ne kadar başarılı olup olmadığını ölçmemiz de mümkün değildir. Bazısına göre şimdide çok başarılıyız. Belki o da doğru. Neye göre başarılıyız? 1974’ten önceki durumumuza göre ya da 1974’ten hemen sonraki durumumuza göre. Ama bunu 2004-2005’teki ekonominin canlılığı, insanların refahının artması ile mukayese ettiğimizde o dönemlere göre de çok geriledik. Bunun için bu ölçü aletlerini yerine koymamız gerektiğini söylüyorum. Ekonomide en önemli olan şey gerçek ve istenilen detayda istatistiki verilerin olmasıdır. Gerek Avrupa’da gerek Amerika’da bunların kuralları var. İstatistiki bilgiler nasıl toplanır bunlar belirlenmiş durumdadır. Gerçek veriler olmadan durumunuzu göremezsiniz. Bütün dünyanın kullandığı verileri kullanarak istatistiki veriler üretmezsek gerçekte nerede olduğumuzu hiç bir zaman bilmeyeceğiz.
Soru: Peki bunu nasıl yapacağız?
Günay Çerkez: Tabi ki bunları söylemek kolaydır ama bunu oturup başlatmamız lazım. Burada ki en büyük sıkıntı gelir ve gider arasındaki eksikliktir, gelirlerimiz giderlerimizi karşılamıyor. Kamu çok büyük. Giderler artarken, gelirlerin azalması aradaki farkın büyümesine sebap olmaktadır. Bir de toplumun verimliliğini konuşmamız lazım. Özel sektörde ne kadar, kamuda ne kadar buna bakmamız lazım. Doğru kişileri doğru yerlerde mi kullanıyoruz bunu değerlendirmemiz lazım. Burada konuşulması, bakılması gereken çok konu var. Tabi ki yaşadığımız sıkıntıların temelinde yılların getirdiği birikimler de vardır. Bunları bir gecede, birkaç ayda çözmemiz kolay değildir, bu imkansızdır. Tabii mevcut sistemde yıllardır hem kamuda hem de özel sektörde yaşayan insanlar var. Değişiklikleri yaparken onların da gelirlerine göre kendilerine yönelik olarak kurmuş oldukları düzenlerini dikkate almak, bu düzenlerini çok fazla etkileyecek şeyler de yapmamak lazımdır. Yavaş yavaş geçiş tamam da, bir gecede aniden ya da 3-5 ayda bir geçişe gidilirse bu defa da sosyal sıkıntı yaratılır. Sanırım bu da kimse tarafından arzu edilmez. Bunları da yapmak için tüm bunlara bir proje olarak bakmak lazım. Bizim ekonomimizin geliştirilip iyileştirilmesi gerçekten çok kolaydır. Başka ülkelerle kıyaslandığında da nisbeten ucuzdur. Amerika, Fransa ya da Almanya ekonomisini deprasyondan çıkarmak kolay değildir. Bu ekonomilerle karşılaştırıldığında KKTC ekonomisinin krizden çıkarılması çok daha kolaydır. Burada 250- 300 bin kişinin yaşadığı bir ekonomi var ve biz bundan söz ediyoruz. Dünyadaki birçok uluslararası şirketlerin cirolarından daha az, çok çok daha az, bir bütçe yapısına sahip bir ekonomiden söz ediyoruz. Dolayısyla rakamsal olarak da konuştuğumuzda ABD 11 Eylül’den sonra iç güvenlik için 2 trilyon dolar harcadı ve harcamaya da devam etmektedir. Bizim 2 trilyon değil, 2 milyar dolarla sıkıntılarımızın yüzde 80’inin üstesinden gelebiliriz. Yeter ki, doğru projeler, doğru yönde ve doğru zamanda ortaya konularak kaynakları doğru kullanalım. Elimizdeki parayı doğru harcayalım. Bunun için şunu söylemek istiyorum, bir proje hazırlamalıyız. Nasıl ki bir proje hazırlar ve bankaya gidip kredi talep edersiniz ve bu krediyi almak için bankayı ikna edecek şekilde projenizi ortaya koyar gerekli güvenceleri verirsiniz, banka alır uzmanlarına uygulanabilir mi, değil mi inceletir ve ona göre size kredi verir. Şimdi bu geçiş döneminde KKTC olarak bizim de krediye ihtiyacımız vardır.Ve bizim kredi alabileceğimiz tek adres de Anavatan Türkiye’dir. Onların da bu krediyi verebilmeleri için ikna olmaları gerekir. O zaman KKTC olarak biz de elimizde bir proje ile birlikte Türkiye’nin karşısına gitmeli ve onlara bunu en iyi şekilde anlatarak kredi talep etmeliyiz.
Bir de ülkedeki kutuplaşmayı ben doğru görmüyorum. Yani bir tarafta hükümet ve işverenler, diğer tarafta sendikalar , muhalefet partileri. Kutuplaşma bu aşamada doğru değildir. Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları, gerçekleri herkes anlamalı. Kutuplaşmayı bırakarak bu sorunları nasıl hep beraber çözebiliriz diye bir masa etrafında buluşabilmeliyiz. Çünkü bir anlaşmaya varmamız gerekir. Çünkü içinde bulunulan durum, yaşanan sıkıntı ve sorunlar hepimizi etkilemektedir. İşvereni de emek sektörünü de...Hepimiz ayni gemideyiz. Belki bu gemi içerisinde hepimizin farklı pozisyon ve rolleri vardır ama netice hepimiz gemideyiz ve gemi su alırsa bu su alan delikleri hep birlikte kapatmak, motor arıza yapmışsa bunu birlikte onarmak zorundayız. Malesef toplum içindeki en büyük sıkıntılarımızdan biri de buna inanmamamızdır. Kutuplaşmamızdır. Bir taraf verimsizdir, haksız yere gelir sağlar diye değerlendirilirken, diğer taraf ise işte haksız kazanç elde eden, vergisini kaçıran şeklinde değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler ya da görüşler yaklaştırılmalı, olaylara daha gerçekçi yaklaşabilmeli ve ortak paydaşlar olarak sorunların çözümü yönünde birlikte çalışılacak bir zemin yaratılmalıdır.
Soru: Hükümetin performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günay Çerkez: Kanaatimce hükümetin politikaları genelde doğrudur. Ama bu politikalarını daha hızlı bir şekilde hayata geçirmeleri gerekir. Şimdi, yapmaları gerekenleri ya da yapmak istediklerini ortaya koyduklarında gerçekten bunların ekonomik akla uygun, doğru şeyler olduklarını görüyoruz. Ancak zaman çok önemlidir. Şimdi doğru kararları zamanında alıp uygulamazsanız, zaman geçtikten, geç kaldıktan sonra bunları uygulamanız çok zor olur. Örneğin kan kaybeden bir yaralıya zamanında kan vermezseniz hayatını kaybeder. Hayatını kaybettikten sonra ona kan vermeniz bir anlam ifade etmez. Bizim de burada hükümet atmış olduğu adımlara daha cesur adımlar ekleyerek ve daha hızlı hareket ederek sorunları çözmeye başlayabilir. Zaman çok önemlidir. Bir de hükümet ne yapmaya çalıştığını halka daha iyi anlatabilmelidir. Bu da çok önemlidir. Bu noktada muhalefete de büyük sorumluluklar düşmektedir. Bazen ben şahsen üzülüyorum. Bugünkü muhalefetin hükümetteyken yapmak istediği eşel-mobil’in 6 ayda bir, yılda iki kez ödenmesi konusuna mecliste bugün karşı çıkmaları doğru değildir. Hükümetteyken yapmak istediklerine muhalefetteyken karşı çıkılması benim mantığıma göre ters. Ben şunu görmek isterdim, mecliste bu ve bunun gibi konularda mertçe davranılmalı, örneğin kamuya yeni başlayacakların işe asgari ücretle başlamaları da bir önceki hükümetin bir yasa tasarısıydı, ben şimdi muhalefette de olunsa bugün buna destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani siyasi partilerimiz kendilerini muhalefette başka, iktidarda başka davranma zorunda hissetmemeli. Bu tip şeylerden kendilerini kurtarmalı. Bütün dünyadaki parlamentolarda muhalefetle iktidarın farklı farklı düşündükleri konular olabilir. Bu çerçevede karşı pozisyonlar da alınabilir. Bu doğaldır. Ama şimdi sizin hükümetteyken hazırladığınız bir yasa tasarısına, bugün muhalefete düştüğünüz için olumsuz yaklaşmak yanlıştır. Bu toplumda kutuplaşmayı daha da kökleştirir ve bizim ihtiyacımız da bu değildir. Bugün mecliste muhalefetle iktidar birlikte hareket etse ve bu yasalar daha büyük bir oy desteği ile meclisten geçse bu halka da olumlu bir mesaj olur. Halk o zaman “ekonomik krizden çıkış için iktidarla muhalefet ayni düşünüyor” der ve kutuplaşma ortadan kalkar, bunun bir ihtiyaç olduğu için yapıldığı konusunda genel bir kabul ortaya çıkar. İhtiyacımız budur. Çünkü ayni gemideyiz. Ekonomik konularda oyun oynama lüksümüz yoktur ve ayni gemide olduğumuz için yapıalacak hatalardan hepimiz de ayni şekilde etkileniriz.
Soru: Kıbrıs konusunun ekonomiye etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günay Çerkez: Kıbrıs konusunda bir çözüme varılmasının ekonomiye müthiş bir etkisi olur. Biz işadamları olarak Kıbrıs sorununun Kıbrıs’taki yatırımlar ve bizim rekabet edebilirliğimizde çok büyük etken olduğunu görüyoruz. Şu anda Kıbrıs sorunundan dolayı tanınmıyoruz, rekabet edebilme açısından değişik değişik sorunlarla karşı karşıya geliyoruz. Şu anda bizim ekonomimiz çok daha iyi durumda olan Kuzey’den Türkiye ekonomisi, Güney’den de Güney Kıbrıs ekonomisi arasında sıkışmış durumdadır. Her iki ekonomiyle de değişik sebeplerden dolayı rekabet edemiyoruz ve bugün ne acı bir gerçektir ki kişi başına milli hasılası bizim 2 katımız olan Güneyde üretilen birçok ürünle biz daha pahalı olduğumuz için rekabet edemiyoruz. Çünkü bizim girdilerimiz çok daha yüksek. Bunun bir kısmı tabii ki Kıbrıs sorunundan kaynaklanmaktadır, bir kısmı da tabii ki geçmiş yıllarda yapılan icraatlardan dolayıdır. Şimdi, Kıbrıs sorununun çözümü ile hemen olmasa bile Kıbrıslı Türk işadamı kendi ürettiği ya da ticaretini yaptığı ürünlerle çok daha kolay piyasalara girmiş olacak. Bugün bizim en fazla ülke olarak yetiştirdiğimiz tarım ve süt ürünlerini bugün ihraç edemiyoruz. Veya istenilen sertifikalar alınamıyor. Bunun yanında nakliyenin pahalı oluşu da bizim için ciddi bir dezavantajdır. Örneğin bir konteyner Limasol Limanına 500-600 dolara gelirken, bize bunun maliyeti 2 katı olabilmektedir. Eğer kredi kullanacaksanız Güneyde ve Türkiye’de faiz oranları bizimkinin yarı fiyatı oranındadır. Şimdi siz düşünün Türkiye’de asgari ücret 600 lira iken bizde 1237 TL’nin düşük olduğuna inanan kesimler var. Dolayısıyla Kıbrıs meselesinin çözümüyle, ben tabii şimdi Kıbrıs meselesinin çözümünün içeriğini konuşmuyorum şimdi, ben ekonomiyi konuşuyorum şimdi. Bu önemli bizim için çözüm olmadan mümkün olduğu kadar, Güney ekonomisi ile bizim ekonomimizin yakınlaşması lazımdır. Yakınlaşma derken şunu demek istiyorum. Şimdi onlarda gayrı safhi milli hasıla 30 bin dolar dolaylarında, bizimki 12 bin dolarlarda.. Arada çok büyük bir farklılık var. Şimdi bunu yakınlaştırmazsak ve ansızdan bu iki ekonomi serbest kalır, ilk etapta kalmayacak ama bir zaman içinde, bu arada bu konuda bildiğim kadar Rum tarafı çok çabuk, biz ise bir zaman dilimi içinde bir geçiş döneminden sonra serbest kalmasından yanayız, çünkü bizim şirketlerimizin sermaye yapılarının düzeltilmesi, bankacılığımızın düzenlenmesi lazım, bunlar da bir gecede yapılamayacağına göre bir geçiş dönemi lazım. Bu geçiş dönemi bana göre en az 5-7 yıl arasında olması lazım. Çünkü bir gecede bir şirket sermayesini 50 bin dolardan, 3-4 milyon dolara çıkaramaz. Çıkarabilmesi için gelirini ve karını artıracak ki, karının bir miktarını sermayesine aktarsın. Veya borçlanacak. Dolayısıyla bu hemen olamayacak. Onun için bu dönemde, çözüme gitmeden bizim mümkün olduğu kadar şirket yapılarımızın, bankacılığımızın ve ekonomideki diğer faktörlerin iyileştirilip güney ekonomisine mümkün olduğunca yakınlaştırılması lazım. Aksi takdirde, çok çabuk serbest bırakılacak bir ortamda güçlü olan ekonomi kendinden daha zayıf olanı mutlaka etkileyecektir. Bu da çözümün sürdürülebilirliğini etkileyebilir. Dolayısıyla bu önlemlerin alınması lazım. Ekonomiler sağlıklı yaşayabilir bir çözüm için dengelenmeli. En azından mümkün olduğunca ekonomilerin yakınlaşmasının sağlanması lazım. Zaten güneyin ekonomisi bizimkinden daha iyiydi, ama şimdi 1 Mayıs 2004’ten bu yana AB üyesi oldukları için çok daha iyi olanaklara, fonlara ve paraya ulaşabiliyorlar. Dış yatırımcıların tercihi olabilmektedirler. Çünkü bizim şu anda karşılaştığımız sıkıntıların hiçbiri ile karşılaşmıyorlar. Bunları aşmamız lazım. Yabancı sermayeyi cazip kılacak, buraya çekecek vizyonlar yaratmamız lazım. Bunu da malesef bence bir türlü başaramıyoruz. Bu konuda hep konuşuyoruz ama yabancı sermayeyi buraya çekemiyoruz. Gelen yabancı sermaye de bir süre sonra ya bırakır gider ya da düşündüğü gibi bir yatırım yapamaz. Zaten yatırım yapması için burası çok zor ve riskli bir ülkedir. Bir de kendi bürokratik komplekslerimizden dolayı yarattığımız engeller, sıkıntılar çıkınca da olmuyor. Cebinde nakit parası olan yatırımcının zaten onlarca ülke kendilerine gidip yatırım yapması için peşinden koşuyor. Kimse bizim nazımızı ve çalımımızı çekmek zorunda, sıkıntılarımızın bir parçası olmak zorunda değil. Niye yapsın ki?
Soru: İnşaat sektörüne bakışınız?
Günay Çerkez: Sektörün en büyük sorunu parasızlıktır. Bu nedenle de muhakkak inşaat sektörüne bir fon yaratılması lazımdır . Tabii bu da yanlış anlaşılmamalıdır. Uygun koşullarda sektöre geri ödenmek üzere kredi sağlanmalıdır. Bankacılık sekörü resmi tefeci gibi davranmalıdır. Bankacılık sektörü ülkenin gelişebilmesi için ekonomik sektörlere belli kurallara göre uygun faiz oranları ile kredi sağlamalıdır.
Tabii ki inşaat sektörünün yıllarca değişik sebeplerden dolayı sıkıntıları olmuştur. Biz malesef patlama denenen, ekonomimize Türkiye’nin dışında gelen taze parayı iyi yönetemedik. Burada birtakım dış etkenler vardı, onlar bizim kontrolümüz dışındaydı ama içte de çok iyi yönetemediğimizden dolayı zaman içerisinde bir güvensizlik oluştu birçok sıkıntılar ortaya çıktı. Yabancıların almış oldukları emlakla ilgili birçok sıkıntılar yaşanmış ve yaşanmaktadır. Ama şu anda tabii sektör kendi kendisine, sektörün içindekiler de bu sıkıntıların yaratılmasında büyük bir etken olmuşlardır. Çünkü bizde herkes bir anda müteahhit oldu, sektörde faaliyet göstermeye çalıştı. Bir de tabii küçük ülke oluşumuzdan var olan yasaları uygulamakta da büyük sıkıntılar çekiyoruz. Çünkü, bir gerçek var ki herkesin bir yerlerde bir tanıdığı, dostu var. Ve icraatları yapmak gecikince bir takım hasarlar yapılır. Sonunda yasalar belki uygulanır ama bu gecikme döneminde yaratılan sıkıntılar vardır. Şimdi ne oldu? Plansız programsız faaliyetler sonucu bitmemiş bir takım, 10 binin üzerinde inşaat var ama bunların bir pazarı var mıydı, içte vaya dışta? İşte herkes kendine göre birşey yaptı, bir de yeteri kadar denetleme olmadığından sıkıntıya girilmiştir. Çünkü bu sektöre giren birçok arkadaş malesef o başında aldıkları kapora ya da avansları kar zannedip, gidip değişik yerlerde yatırım yaptılar. O paraları işte bırakmadılar. Halbuki inşaat sektöründe sizin karınız yaptığınız inşaatta son bir daire olur. Hepsi satılmadan, size gelen parayı kar farz edip başka şekillerde kullanırsanız olmaz. Yönetim sıkıntıları yaşandı. Şimdi sektörün bir başka sıkıntısı da emirnamelerdir. Bunların getirdiği sıkıntılar vardır. Çevreci arkadaşlar bunu yanlış anlamasınlar. Ben şunu iddia ediyorum ki müteahhitler çevreye karşı çok daha duyarlı kişilerdir. Şimdi emirname bir yasa değildir. Bir yasa altında İçişleri Bakanına verilen bir yetkidir. Ve bakan anında bir yazı yazıp bir bölge için emirname ilan edebilir. Bu doğru değildir. Emirnameler aslında teknik ara emirleridir. Yani geriye dönüşü imkansız olan durumları bir an durdurmak içindir. Fakat 1990’lı yılların başından beri emirnamelerle yürütülen imarlar var. Dolayısıyla bakanlar bir yazı ile belli bölgeleri imara kapatıp, belli bölgeleri de açabilirler. Şimdi güvensizliğin bir kısmı da sektöre dönük olarak buradan doğmuştur. Çünkü yatıyorsunuz, kalktığınızda sahip olduğunuz bir alanın değeri bir emirname ile değişebiliyor. Çok büyük paralar vererek aldığınız bir gayrı menkulün bir anda değeri yüzde 10’lara düşebiliyor. Bu olacak birşey değildir. Emirnamelere yapılan değişikliklerle oraya inşaat yapamaz duruma gelebiliyorsunuz. Bu olmamalı. Herşey bir insanın, bir bakanın iki dudağı arasına bırakılmamalı. Bir ülkenin en değerli şeyi toprağıdır. Toprağın değerini bir anda bu kadar çıkarıp düşürmek, ekonomide de dengesizlikler yaratıyor. Halbuki bütün ülkelerde hükümetlerin birincil görevi, kendi topraklarının değerini artırmaktır. Ona göre, politikalar belirlenir. Tabii ki bunu yaparken de belli başlı konuları dikkate almanız , çevreyi de korumanız lazımdır.Çevreyi koruma genel tanımı arasında her yeri kapatalım, durduralım diye bir yaklaşım olamaz. Şu anda bazı bölgelerde bu olmuştur. Bazı bölgelerde ise fasıl 96 uygulanmaktadır. Bugün mesaryanın ortasında istediğiniz yükseklikte bina dikebilirsiniz. Şimdi çarpıklığa bakınız siz, tarımın olması gereken bölgelerde inanılmaz büyüklükte apartmanlar yapılmaktadır. Emirnamelerin de tekrardan ele alınıp bir an önce ülke fiziki planının yapılması gerekmektedir. Ülke fiziki planı da öyle kısa zamanda yapılacak birşey değildir. Ama bu arada bölgeler arasındaki dengesizliği gidermek lazımdır. Bazı bölgelerde gayrımenkul fiyatlarını yükseltirken, bazı bölgelerde sıfırlamak doğru değildir. Bunun için bu emirnameler de bir düzene konulmalıdır.
Ekonominin Sesi - Sayı 22
İnşaat sektöründe yaşanan durgunluğun canlanması için çıkış yolları aranıyor. Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği, Rus pazarına açılmak için ilk adım olarak ülkeye Rus gazetecileri getirdi. Birlik Başkanı Soner Yetkili, “Rus...
Read More...Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Soner Yetkili, asgari ücretin sektörel bazda düzenlenerek yeniden belirlenmesinin reel sektör için büyük önem taşıdığını söyledi. Soner Yetkili, bu konuda birlik olarak çalışmalar yaptıklarını,...
Read More...İŞAD Başkanı Metin Yalçın tasarruf tedbirler ile ekonominin düzeltilemeyeceğini söyledi. KAYIT DIŞI EKONOMİ KAYIT ALTINA ALINMALI Sadece tasarruf önlemi yetmez, hükümet kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almalı, bürokrasiyi azaltmalı, iş...
Read More...Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği, sektörün içinde bulunduğu sıkıntıları aşmak için yeni Pazar arayışlarını sürdürüyor. Birlik bu çerçevede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ağırladığı Rus medyası temsilcileri onuruna...
Read More...Başbakan Derviş Eroğlu, ekonominin düze çıkartılması için tedbirin şart olduğunu yineledi ve her tedbire tepkiyle karşılık verilmesinin yanlış olduğunu söyledi. Başbakan Eroğlu, Soner Yetkili’nin başkanlığındaki İnşaat Müteahhitleri...
Read More...Ekonominin Sesi - Sayı 23
Soner Yetkili: Müteahhitler devlete yaptıkları işlerin karşılıklarını alamıyorlar.. Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Soner Yetkili müteahhitlerin devlete yaptıkları işlerin karşılıklarını hak edişlerin hazırlanması...
Read More...Dr: Süreç: Kaynaklar doğru kullanılmalı, kamuda verimlilik artırılmalı DAÜ Öğretim üyelerinden Ekonomist Dr Yenal Süreç, özellikle inşaat sektöründe yaşanacak canlılığın çok önemli olduğuna işaret ederek, “İnşaat sektörü diğer...
Read More...İşadamı Günay Çerkez: Ekonomik politikaların uygulanamasında zaman çok önemlidir. Hükümet sorunlara parça parça değil, bütünlüklü bir bakış açısı ile yaklaşmalı İşadamı Günay Çerkez hükümetin ekonomik sorunlara bütünlüklü...
Read More...Yetkili: “Rus Gazetecileri davet etmiştik, şimdi bunun sonuçlarını almaya başaladık” Bir süre önce Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri’nin daveti ile KKTC’ye gelen ve burada çeşitli temas ve incelemelerde bulunan Rus gazeteciler, Rusya’da...
Read More...Beklenen yasa tasarılarından biri daha Meclis gündemine geldi. Nedir o yasa tasarısı? “Maaş, Ücret ve Ek Ödeneklerini Düzenleyen (Değişiklik) Yasa Tasarısı”dır. …CTP Hükümeti döneminde üzerinde çok manipülasyon ve saptırma yapılan bir...
Read More...Hava Durumu




